amblem

BİRLEŞİK METAL-İŞ 
basın açıklamaları

29-08-2003   

 
1 Eylül Dünya Barış Gününde: 

BARIŞA EVET!

 

İkinci Dünya Savaşı, 1 Eylül 1939 günü Almanyanın Polonyayı işgaliyle başlamıştı.

Savaş, ardında 52 milyon ölü 100 milyonlarca yaralı, sakat, acı, gözyaşı ve moloz yığını haline gelmiş kentler bırakarak 1945 Mayısında bitmişti.

II. Dünya Savaşı’nın başladığı gündür, 1 EYLÜL.

ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’yi atom bulutuna gömerek, barış adına birkaç saniyede 160 bin insanın, aradan geçen 50 yıl içinde de 300 binden fazla insanın öldüğü gündür, 1 EYLÜL.

İkinci Dünya Savaşı’nın acısı unutulmasın diye Almanya’nın Polonya’ya saldırdığı 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak kabul edildi.

Bu kara günün Dünya Barış Günü ilan edilmesi, insanlığa savaşı, yıkımı hatırlatmak ve barışa sürekli vurgu yapmak için anlamlıdır.

Birleşmiş Milletlerin kuruluş şartında, dünyada ve her bir ülkede, barış düşüncesinin egemen olması temel amaç olarak saptanmasına ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin başlangıç maddesinde Barışa gönderme yapılmasına karşın, ne yazık ki bugün, dünyada barış adına ileri adımların atıldığını söylemek olanaklı değildir.

1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla, her yıl herkesin barıştan dem vurmasına; hep beraber barış içinde yaşamaktan, kardeşlikten, savaşların kötülüğü söylenmesine rağmen dünyanın her bir yanında savaşlar sürmektedir.

Yeni Dünya Düzeninin dünyamızı, sosyo-ekonomik eşitsizliklere, savaşlara, göçlere, soykırımlara, açlığa ve ekolojik katliamlara doğru hızla sürükleyişine tanık oluyoruz.

Savaşların sürdüğü her yerde açlık, yoksulluk ve sömürü artarak devam ediyor. İnsanlık onuru ayaklar altına alınıyor, savaştan yana güçlerin baskı ve terörü de yaygınlaşarak sürüyor. Milyonlarca insan savaşlarda yaşamını kaybediyor, sakat kalıyor. Savaşların kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve bütün toplum üzerinde yarattığı tahribatın etkileri telafi edilemeyecek boyutlara ulaşıyor.

Bugün dünyada; 1.5 milyar insan açlık sınırının altında yaşamaktadır. Afrikada, Güney Amerikada, Hindistan ve Pakistanda sokaklarda, tarlalarda, açlıktan ölen insanlara rastlanılmakta. 100 milyon insan tamamen barınma imkanlarından yoksunken, 600 milyon insan sağlık ve yaşamı tehdit eden koşullar altında yaşarken, savaş tekelleri savaş kışkırtıcılığı yapmakta, dünya kaynaklarının büyük bölümü savaşa ayrılmaktadır.

Savaşlardan insanlığın, biz emekçilerin çıkarı yoktur. Savaşlar, silah tekellerinin çıkarı ve politikalarının sonucudur. Silahlanma harcamaları yoksulluğu, işsizliği artırmaktadır. Kışkırtma ve gerginlik politikaları ile silahlanmaya yüksek miktarda kaynak aktaran ülkeler, bu kaynağı ülkemizde de olduğu gibi sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve sosyal güvenlik harcamalarından kısarak yapmaktadırlar.

Dünyadaki bu gelişmelerin doğrudan etkisi altında bulunan ülkemizde, ekonomiden siyasete, kültürden ahlaka kadar yaşamın tüm alanlarını saran tarihinin en derin bunalımı yaşanmaktadır.

Hükümetin Iraka asker gönderme niyetinde olduğu aylardır tartışılıyor.

Yıl 1950’nin 25 Temmuz’u, Türkiye’nin Kore’ye asker gönderme kararı aldığı tarihti. Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti. Yine Amerikan’ın itelemesiyle cepheye asker yollamayı tartışıyoruz.

Kore savaşından beri aynı pazarlık: Biz kan akıtacağız, karşılığında ABD doları...

Asker gönderme eğilimi iki temel nedene dayandırılıyor: ABD ile ilişkileri düzeltmek, Irak denkleminin içinde yer alarak, masada söz sahibi olmak.

Böylece hükümet, 1 Mart tezkeresiyle kaçırdığını düşündüğü fırsatın yeniden doğduğu düşüncesinde; Türkiye Irak'ta olup bitenlere seyirci kalamaz"mış.

Amerika’nın savaş kurmaylarının Ankara’ya yollandığı ve MGK’nın savaş gündemiyle toplandığı şu günlerde, sormak gerekiyor: “Kim için, kime karşı kan dökeceğiz?

Irak’ta Türk askerini “çuvallayan” Amerikan birliklerini koruma uğruna, savaşa hayır diyen milyonlarca insanı karşına alıp askerini komşunun üzerine süreceksen, biz Birleşik Metal İş Sendikası olarak, bu ülkenin çalışanları olarak “Hayır!” diyoruz.

Günümüz dünyasında, ne yazık ki uluslararası sorunların çözümünde barış politikaları ve uluslararası hukukun temel yaklaşımları değil, dünyaya egemen olan ülkelerin güce ve çıkara dayalı politikaları geçerli olmaktadır. 

Yeni Dünya Düzen’inde yeni bir aşamaya gelindiğinin işareti olan bu savaşta, dünya halklarına dayatılan ise; ABD’ye kayıtsız şartsız güvenmek ve yanında olmak!

1 Eylül Dünya Barış Günü, bir kez daha savaşların gölgesinde geçiyor. Özgürlüğün, demokrasinin ve barışın egemen olduğu bir dünyada yaşamak isteyen bizler, herşeye rağmen daha fazla geç olmadan, bir kez daha barışa evet diyoruz.

Biz Birleşik Metal İş Sendikası olarak, dünyada ve ülkemizde barışın egemen olmasını dilediğimiz bugünlerde, hak arayışlarını sürdüren KESK üyesi memurların sokaklarda sürüklenmesi ve coplanmasını, demokratik rejimlerin vazgeçilmez göstergesi olan tepki ve hak arayışlarına karşı tahammülsüzlüğün olduğu kadar çalışma barışına indirilen darbenin de bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz.

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI
Genel Yönetim Kurulu