12-08-2002   

   
İŞ GÜVENCESİ YASASI ÇIKMIŞ GİBİ YAPILMIŞTIR.

MECLİS SERMAYENİN İSTEKLERİNİ GERÇEKLEŞTİRME ÇABASI İÇİNDE OLMUŞTUR.

MİLYONLARCA İŞÇİNİN UMUTLU BEKLEYİŞİ, HAYAL KIRIKLIĞI VE ENDİŞEYE DÖNÜŞMÜŞTÜR.

Milyonlarca işçinin uzun yıllardan beri öncelikli talebi olan, AB uyum yasaları çerçevesi içinde yer alan İş Güvencesi yasa tasarısıyla ilgili yaşanan son gelişmeler düşündürücüdür. Yıllardır işçi ve emekçilerin işsizliğe ve yoksulluğa mahkum olmasında ortak sorumluluk taşıyan parlamento ve siyasal partiler, bu kesimlere şirin görünebilmek için ellerinden geleni yapmışlar, bir taraftan tasarıyı desteklediklerini ve yasayı çıkaracaklarını vurgulayan konuşmalar yaparken diğer taraftan fiili olarak iş güvencesi yasasını ertelemişlerdir.

Altını bir kez daha çiziyoruz. Yasa çıkmış gibi yapılmıştır.  İş yasası değişiklikleri yapıldıktan sonra iş güvencesi yasasının eş zamanlı olarak yürürlüğe gireceği Başbakan sayın Bülent Ecevit tarafından bizzat açıklamış, yeni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı sayın Arseven de TBMM’de yaptığı konuşmada bu noktayı çok açık ve net bir biçimde ortaya koymuş ve zabıtlara geçirilmiştir. Açıktır ki, iş yasasındaki değişiklikler gerçekleşmediğinde, iş güvencesi yasasının yürürlüğünü erteleme çabaları yoğunluk kazanacaktır.

Sermaye, iş güvencesinin iş yasası değişiklikleriyle birlikte ele alınmasını istemiştir. Bunun nedeni açıktır. Hazırlanan iş yasası değişiklikleriyle birlikte iş güvencesinin hiçbir anlamı kalmamaktadır. Çünkü iş yasasında yapılması planlanan değişiklikler; çalışma yaşamını tümüyle esnekleştirmeye, kuralsız çalışmayı hakim kılmaya, taşeronlaşmanın asıl işin kendisi haline getirilmesine ve hepsinden önemlisi işçilerin başta kıdem tazminatı olmak üzere kazanılmış haklarını ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Sermaye, son olarak yürürlüğün geciktirilmesini istemiştir. Böylece 1475 sayılı yasada kendi çıkarları doğrultusunda değişiklik yapılması için gerekli ortamı oluşturmayı planlamaktadır. Dolayısıyla daha kolay değil, daha zor bir döneme girilmiştir. Herkes  hazır olmalıdır!

Bütün bu gerçekler apaçık ortada iken, Konfederasyon Başkanlarının açıklamaları üzücü ve düşündürücüdür. “Meclisi sıkıntıdan kurtardık” söylemi, çıkmış gibi yapılan yasa üzerinden siyasal partilerin umut tacirliği yapmasına destek vermek anlamına gelmektedir. Bu anlamda, seçim kararı ve AB yasaları nedeniyle ele geçirilen fırsatın iyi değerlendirildiğini söylemek mümkün değildir. Yürürlüğün 15 Mart’a atılması, milyonlarca işçinin son yıllardaki en önemli talebi olan iş güvencesi meclisten geçmesine rağmen işyerlerinde hayal kırıklığı yaşanmasına; umutlu bekleyişlerin yerini gelecek endişesine bırakmasına neden olmuştur.

İş yasasındaki değişiklikleri 12 Eylül yasalarının değiştirilmesi olarak sunmak, bu değişiklikleri “demokratik ve çağdaş” değişiklikler olarak göstermek mümkün değildir çünkü 1475 sayılı yasanın kökeni 1967’de çıkarılmış olan 931 sayılı İş Yasasıdır ve 12 Eylül’le uzaktan yakına ilişkisi yoktur.

Parlamentodaki siyasi partilere gelince! İşçi sınıfının kağıt üzerinde kalan hiçbir düzenlemeyle kandırılamayacağını seçimlerde açık bir biçimde göreceklerdir. İşçilerin boş sözlere, boş yasalara karnı toktur. Somut bir düzenleme getirmeyenler cevabını sandıkta alacaklardır.

Başta sendikalı işçiler olmak üzere tüm işçi sınıfını uyarmayı görev sayarak, bu açıklamayı yapmak zorunda kaldık. İşçilerin geleceğiyle oynayanlara, oy avcılığına soyunanlara ve yakın bir gelecekte yüz binleri sokağa bırakacaklarını açıklayanlara karşı birliğimizi güçlendirmek zorundayız. 12.08.2002

 

OLEYİS 
SENDİKASI
Genel Başkanı

Enver ÖKTEM
SOSYAL-İŞ SENDİKASI
Genel Başkanı

Özcan KESGEÇ
BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI 
Genel Başkanı

Ziya YILMAZ